25 Nisan 2014 Cuma
 
Ana Sayfa Dizi
04 Eylül 2013 Çarşamba

Gezi Direnişi ve Kürtler

Son otuz yılda Kürt halkı çok yol aldı. Önemli tecrübeler edindi. Kürtler Gezi’yi ret etmiyor. Gezi Direnişi, tam da Kürtlerin istediği bir buluşmaydı. Yıllarca Kürt siyaseti, Türkiyeli halklarla birlikte ortak mücadele etmek, ortak gelecek kurmak için çaba ve emek harcamıştır. Kürtler bu birlikteliğe stratejik olarak bakmakta.

Gezi Direnişi; Türkiye’de ki halklar için önemli bir toplumsal başkaldırı ve deneyimdir. Gezi Parkı direnişinin şimdilik toz dumanı kalktı gibi ancak tartışmalar, yorumlar, analizler devam ediyor. Yapılan yorum ve analizlerde Türkiye için “Gezi öncesi ve sonrası” diye bir ayrışım yapılıyor. Bu tespitin yerinde olduğuna dair aslında birçok nedende var. Siyasi ve kültürel sonuçlarıyla birlikte ele alındığında Gezi Direnişi, Türkiye siyasetine ve halklarına ortak yaşam, ortak mücadele için yeni fırsatlar sunuyor. Bu fırsatlar doğru kullanılır ise önümüzdeki on yıllarda halklara hatırı sayılır katkıları olur.

Hükümetten, sivil toplum örgütlerine, sağdan sola, kadınlardan gençlere, heteroseksüellerden eşcinsellere, Kemalistlerden cemaatçilere kadar, Gezi Direnişi için yorumlar, tespitler yapıldı. Kimi, “hükümete karşı bir başkaldırıydı” derken, kimi de “Ergenekon’un tertiplediği oyun, ya da cemaatin oyunu” dedi. Yine “devrimcilerin sürece müdahalesi” tanımlamasını yapanlarda oldu. Karşılıklı suçlamalar, eleştiriler, yakın görüşler, karşıt görüşler genel yorumların toplamını oluşturdu. En çok da, “Gezi’de Kürtler yoktu” eleştirisi yapıldı…
Ben diğer tespit ve yorumlardan çok, “Kürtler neden yoktu?” eleştirisinin üzerinde durmak istiyorum. Gezi’de Kürtler yoktu eleştirisi asla iyi niyetli bir eleştiri değil. Vardır, yoktur tartışması zaten yanlışı ifade ediyor. Tartışmaya buradan başladık mı bunun karşı sorusu da gelir. Kürtler de, “biz onca acı yaşarken, Türkler mi vardı?” sorusunu sorar. Bu soruyu sormakta yanlıştır. O zaman tartışmayı bu tür polemikler üzerinden değil de, ortak mücadele üzerinden yapmak gerekiyor. Doğru olanda budur. Sonuçta iki ayrı ülke, farklı kamuoyları, öncelikleri değişen binlerce halk, inanç grupları, kadınlar, gençler, eşcinseller var. Gezi’de “Kürtler yoktur” demek, bir bakıma, “bakın açığınızı yakaladık. Suçüstü açığa çıkardık” kompleksinin dışa vurumu, tezahürü, fantezisidir ve o yüzden hiçbir hükmü yoktur.
İlle de bir yanıt isteniyorsa da söyleyeyim: Kürtler Gezi’de başından beri vardı. Kurumsal olarak gözükmediler ancak Kürtlerin kitlesi, gençleri, kadınları, Kızılbaş-Alevi Kürtleri oradaydı. Gezi eylemlerinin başını çekenlerden biri de BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder idi. Hatta Önder’in Gezi Direnişinde göstermiş olduğu tavır, sonrasında hükümet tarafından cezalandırılarak, Önder’in İmralı Adasına gidişi engellendi. Oysa Öcalan ile görüşen heyetin önemli aktörlerinden biriydi…

Kürtlerin istediği bir buluşmaydı

Kürtlerin Gezi sürecinde başta Kürdistan olmak üzere yanlışları, eksiklikleri olmadı mı? Elbet oldu ama Kürtlerin kaygılarını da anlamak gerekiyor… Çekimser oldukları iki konu vardı, birincisi barış sürecinin tehlikeye girmesi, ikincisi ise ulusalcı ve Ergenekoncularla birlikte hareket etmek istemiyorlardı. Zaten bu iki kesimin Gezi eylemlerine dahil olmasından sonrada Gezi Direnişi başka bir boyut aldı.
Kurumsal olarak görünmemelerinin de temel nedenleri vardı ve bunun da anlaşılması gerekiyor ama buna rağmen, Abdullah Öcalan’ın, “Meydanı Ergenekon’a bırakmayın” açıklamasından sonra Kürtler kurumsal olarak da Gezi’de yerini aldı ve sonuna kadar direndi.
Kürtler Gezi’yi ret etmiyor. Gezi Direnişi, tam da Kürtlerin istediği bir buluşmaydı. Yıllarca Kürt siyaseti, Türkiyeli halklarla birlikte ortak mücadele etmek, ortak gelecek kurmak için çaba ve emek harcamıştır. Kürtler bu birlikteliğe stratejik olarak bakmakta…
Dolayısıyla son otuz yılda Kürt halkı çok yol aldı. Önemli tecrübeler edindi. Bütün baskılara rağmen temel değerleri ve ilkelerinden taviz vermedi. Daima evrensel olmasını bildi. Milliyetçilikle arasına mesafe koydu. Sosyalizm, demokrasi, özgürlük ve eşitlik vazgeçilmez temel ilkeleri oldu. HDK projesini de bunun bir sonucu ve ifadesi olarak görmek gerek…
Burada bir diğer önemli veri ise çözüm sürecinde izlenen yol. Kürt Özgürlük Hareketi varlık sebebi saydığı toplumun ezilen, ötekileştirilen, yok sayılan kesimlerini çözüme ortak etmek istiyor. Çözüm masasında devletle, hükümetle yalnız olmak istemiyor. Türkiye’de bulunan toplumun her kesiminin olmasını istemesinin temel iki nedeni var. Birinci neden, ezilenleri, ötekileştirilenleri stratejik ortak olarak görüyor, ikinci neden ise, yeni bir Türkiye kurulacaksa (ki gerçekten çözümün yolu buradan geçiyor) masada herkes olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Türk, Sünni- İslam üzerine kurulu tekçi politikası toplumun her kesimini vurdu. Hala da vurmaya devam ediyor.

Ortak soruna ortak çözüm

Kürt Özgürlük Hareketi gerçek çözümün yeniden kurulacak bir Türkiye ile mümkün olacağına inanıyor. İnanmakla da kalmıyor gereklerini de yerine getiriyor. Ankara, Diyarbakır, Brüksel konferansları bunun en somut örneklerini oluşturuyor. Kürt sorunu sadece Kürtlerin değil, Alevi sorunu sadece Alevilerin değil, Türk sorunu sadece Türklerin değil. O zaman devletin yarattığı sorunları bir havuzda birleştirmek, ortak soruna ortak çözüm bulmak en rasyonel yoldur. Buda ortak mücadeleyi, ortak direnişi ve geleceği kurmayı gerektirir.
Gezi herkese çok şey öğretti. Önemli olan Gezi ve Rojava ruhunu büyütmektir, ileriye taşımaktır. Birikimin yarattığı siyasal kültürle, mücadele geleneğiyle, ödediği bedelle Kürtler evrensel düzeyde siyaset yapıyor. Herkesin şunu artık çok iyi anlaması gerekiyor: Kürtler birlikte mücadele yürütmeye sadece hazır değil, buna öncülükte yapıyor. Asıl, “Kürtler yoktu” diye eleştirenlere sormak lazım: Siz Kürtlerle birlikte mücadele yürütmeye gerçekten hazır olduğunuza emin misiniz? Psikolojiniz, kompleksleriniz, ön yargılarınız buna izin veriyor mu? Kürtler size “Rojava’da neden yoksunuz?” diye sormadı…
Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanmış ve tercüme kitaplarından öğrendiğiniz devrimlere alkış tutuyorsunuz. Peki, Rojava’daki devrimde neden yoksunuz? Madem ortak mücadele, ortak gelecek diyorsunuz, Rojava Ceylanpınar’ın yanı. Demek ki bunu engelleyen psikolojik, sosyal, kültürel farklar var. Önemli olan karşılıklı bir birini suçlayıp sorunları büyütmekten çok ortak geleceğimiz için ortak mücadele etmeliyiz. Elbette bu ilkesel olmalıdır. Demokrasi, özgürlük, eşitlik ortak paydayı oluşturuyor ve herkes için gerekliyse bizde bu sahada buluşacağız.
Her şey bu kadar açıkken Kürt Özgürlük Hareketi’nin AKP ile buluştuğunu, anlaştığını dolayısıyla Gezi’ye çıkmadıklarına dair tespit yapanların deşarj olmasının dışında işe yaramaz, fayda da sağlamaz. AKP 11 yıldır iktidarda. Aralarında kendini solda tanımlayanlarında bulunduğu birçok çevre yakın geçmişe kadar AKP’yi gelmiş geçmiş en demokrat hükümet olarak sundu. Aynı çevreler Taraf gazetesini de basında yaşanmış bir devrim olarak sundu. Kürt Özgürlük Hareketi başından beri hem AKP hem de Taraf gazetesi konusunda net tutuma sahip oldu. Zaman, Kürt Özgürlük Hareket’inin haklılığını ispatladı. Şimdi “PKK, AKP ile anlaştı” diyenlere şunu hatırlatmakta fayda var. İdeolojik olarak en büyük ve amansız mücadeleyi PKK AKP’ye karşı yürüttü.
11 yıldır Kürdistan sahasında bir PKK var birde devleti temsil eden AKP ve Gülen cemaati var. PKK her iki kesime karşı amansız bir mücadele yürütmüştür. Taraflar birbirlerinden insanlarda öldürmüştür. On bine yakın Kürt siyasetçi bugün hapishanelerdedir. Bu bile kendi başına PKK ile AKP’nin kavgasının ne kadar büyük ve sert olduğunu gösteriyor. Şimdi olan şudur; Kürt sorununu çözmek istiyorsanız, savaşı bitirmek istiyorsanız tamda kavga edenler bir masa etrafında buluşur ve sorunu diyalogla çözerler. Dünyada da böyle olmuş. Ama bu PKK’nin AKP’lileştiği ya da AKP’nin PKK’lileştiği anlamına gelmiyor. Gezi eleştirisi bunun üzerinden yapılıyor ki; haksız ve bir o kadar da temelsizdir. Kemalistler AKP’lilere yenilmiş, istiyorlar ki Kürtler savaşsın onlarda buradan pay çıkartsın eski saltanatlarına geri dönsünler. Oysa bunun yerine demokrasi yolu, eşitlik yolu esas alınsa bu herkesin çıkarına olur.

Türkler ne kadar Türkiyelileşti?

Türklerin, Türkiyelileşmesi boş bir söylem, ya da bir hayal olmaktan çıkıp toplumsal alanda bir karşılık bularak nispeten bir gerçek olması belki de ilk kez Gezi Direnişi ile mümkün oldu. Kürt hareketinin yıllardır diğer toplumsal kesimlere kapılarını açarak Türkiyeleşmesi gerektiği konusu dile getirilmişti. Demokratik bir zeminde birlikte yaşamanın ancak Kürtlerin eşitlik, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin diğer toplumsal alanlarda verilen mücadelelerle ortaklaşması durumu Gezi Direnişi ile ortaya çıktı.
Türkiyeleşme meselesi daha çok Kürtler üzerinden işlenen bir konu idi, ama asıl sorulması gereken Türklerin ne kadar Türkiyeleştiğidir… Türkiye, Müslüman Türk, Kemalist Türk, Egemen Türk kimliğinden ne kadar kurtuldu? Kapılarını ne kadar ötekilere açtı? Ne kadar Kürtlerin siyasi anlayışına müdahale etmeden, onları terbiye etmeye kalkışmadan onlarla eşit bir zeminde buluşmayı denedi? Türkler ırk, dil, kültürel olarak daha üstün oldukları fantezilerinden sıyrılmadıkları sürece elbette çok fazla eşitlikten bahsetmek mümkün olmayacaktır. 2013 yılında “Kürtlerin hakları verilsin, demokrasi gelsin” demek yeterli bir tutum değildir. “Kürtlerle dayanışıyoruz” demek bir iyilik değildir. Kürtler dayanışma değil, ortak mücadele eden birey ve toplum istiyor. Bu Gezi’de biraz oldu.
Egemen kimliğe mensup geniş toplumsal kesimler, Türkiye’de yaşayan herkesin hakkının kendi hakkı kadar değerli olduğunu, ötekilerinin acılarının kendininkilerle eş değer olduğunu belki de Gezi sürecinde anladı. Türkiye’nin sadece Türklerin değil, Türkiye’de yaşayan tüm halkların olduğu idrakine vardı. Gezi eylemlerinin en önemli olayı halkların buluşması idi. Özellikle Türk halkının Kürt halkıyla empati kurma çabası önemliydi. 30 senedir Kürtlerin verdiği hak mücadelesini ne yazık ki; görmemişlerdi, sistemde bunun için özel çaba harcıyordu. Yıllar boyunca katledilen bir halktı Kürtler.
Binlerce faili meçhul yaşandı o topraklarda, yüzlerce köy yakılıp, yıkılıp, boşaltıldı. İnsanlar işkencelerde katledildiler, kadınlar; askerler, polisler, korucular tarafından tecavüze uğradı, binlerce insan cezaevine atıldı ve yıllardır da cezaevinde, en ufak bir hak talepleri dahi gazla, bombayla karşılık buldu. Bütün bu vahşet yaşanırken, Kürt halkı Türk halkına gücenmişti. Gezi olayları sonucu Türkiye halkı bir nevi Kürt halkından özür diledi, ben bunu önemsiyorum. “Bu medyanın gözü önünde Batı’da bize bunlar yapılıyorsa, kim bilir Kürdistan’da neler yapılmıştır?” söylemi dillendirilmeye başlandı. Devletin insanları çok kolay terörist ilan ettiği de bu eylemlerle açığa çıktı…

Herkes kendi dilinde söyledi

Gezi Direnişi yaşanırken, Diyarbakır’ın Lice İlçesi Kayacık köyünde karakol yapımını protesto eden yurttaşlara askerler tarafından ateş açıldı. Saldırıda Medeni Yıldırım adındaki genç öldü, 3’ü ağır 10 kişi yaralandı. Binlerce Gezi direnişçisi bu olayı protesto etmek için sokağa döküldü. Türkiye halkları, Kürtlerle ortak acıyı hissetmeye başladılar. Buda çok önemli bir gelişmeydi. Üzerinde yürümemiz gereken damarın bu olması gerektiğine inanmalıyız ve bunu alkışlamalıyız.
Toplumsal ve siyasal alanda eşitlik olmadan, kültürel ve siyasi egemenlik paylaşılmadan toplum barışamaz, barış toplumsallaşamaz. Barış mağdur olan insanların kendi temel evrensel haklarından, eşitlik ve özgürlük talebinden feragat etmesiyle değil, egemen olan kimliğin kendi ayrıcalıklarından feragat etmesi ile mümkündür.
Gezi eylemleri ortak paydada buluşmayı sağladı… Birlikte nöbet tutup, birlikte uyudular. Herkes kendi dilinde şarkılarını söyledi. Türkiye halkının büyük bir çoğunluğu Kürtlerle ilgili tüm haberleri, medya ve ceberut devlet tarafından yalan söyleyerek, gizlenerek öğrenmiş ve bununla birlikte Kürtlere karşı ırkçılık bir kültür haline gelmiş… Bu süreç bunların kısmen de olsa ortadan kalkmasını sağlamış, birlikte sosyalleşmenin ve birlikte yaşamanın önünü açmıştır.
Barış ve eşitlik Kürtlerden çok hakim kimliğin sorumluluğudur. Çünkü bu kimlik değişmeden eşitlik olmaz. Her şeyden önce “Türklük” sorununu aşmak gerekiyor.
Gezi Direnişi önemli toplumsal bir buluşmayı sağladı… AKP’nin iktidarı boyunca karşı karşıya kalıp yönetmekle beceriksiz kaldığı ve art arda yapılan hatalarla yönetim krizine dönüştürdüğü bir olgu halini aldı.
Ulusalcı ve Ergenekoncu kesimlerin dönem dönem Kürtlere yönelik saldırıları, tacizleri oldu. Fakat Gezi eylemlerini provake eden girişimleri tutmadı. Özellikle Gezi Direnişinde yer alan gençler bunu kırmak için büyük çaba harcadı. O güne kadar Kürtleri terörist olarak tanımlanması öğretilen bu gençler, bence bu durumu tersine çevirdiler… Gençlerin kendilerine ait bir dili oldu, hiçte düşündüğümüz gibi apolitik olmadıkları Gezi sürecinde ortaya çıktı.
Toplumun her katmanından insanlar, sanatçılar, akademisyenler, aydınlar, işçiler, memurlar, öğrenciler, çocuklar, kadınlar, yaşlılar, anti kapitalist Müslümanlar, Aleviler bir araya geldi. Hatta ideolojik farklılıkları olan insanlar bile Gezi’de buluşma cesareti gösterdi.  
Şimdi önemli olan bu buluşmayı sürdürebilmek ve halklar arası eşitliği sağlayarak yürütebilmek…

ESRA ÇİFTÇİ

e.ciftci96@gmail.com


736


YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazı Boyutu:12 14 16 18